Tarihçe

Boğaziçi Lüferi'nin Tarihçesi

Kadim Bir Lezzet Yolculuğu

İstanbul, tarih boyunca balıkçılık faaliyetlerinin yoğun olarak sürdürüldüğü, su ürünleri açısından zengin bir coğrafya olarak öne çıkmıştır. Kentin kültürel ve ekonomik dokusuyla iç içe geçmiş olan balıkçılık, özellikle belirli balık türleriyle özdeşleşmiş bir geleneği yansıtır.

Bu bağlamda, Boğaziçi Lüferi, Marmara Denizi ve İstanbul Boğazı'nın kendine özgü ekosisteminde varlığını sürdüren ve tarihsel süreçte müstesna bir konuma erişmiş önemli bir balık türüdür. Lüferin bu su yollarındaki varlığına ilişkin kayıtlar, yüzyıllar öncesine dayanmaktadır.

Antik Dönemden İzler

Antik dönem metinleri dahi İstanbul'un balık potansiyeline dikkat çekmiştir. P. Gyllius gibi dönemin yazarları, Marsilya, Venedik ve Taranto gibi balıkçılıkla ünlü merkezleri geride bırakacak nitelikte bir balık bolluğunun İstanbul'da mevcut olduğunu eserlerinde kaydetmişlerdir. Bu durum, kentin su ürünleri açısından taşıdığı kadim önemi gözler önüne sermektedir.

Osmanlı İmparatorluğu'nda Lüfer Kültürü

Osmanlı İmparatorluğu döneminde lüfer avcılığı, saray mensuplarından önde gelen bürokratlara ve entelektüellere kadar geniş bir zümrenin ilgisini çekmiştir. Lüfer mevsimleri, Boğaz'da özel olarak donatılmış sandallarla gerçekleştirilen avlanma ritüellerine sahne olmuştur.

Nitekim Sultan Abdülaziz gibi Osmanlı padişahlarının da lüfer avına düşkünlükleri, dönemin kaynaklarında yer alan önemli anekdotlardandır. Nevres Paşa, Ahmet Rasim Bey, Recaizade Ekrem Bey, Saip Molla, Abraham Paşa ve Sait Halim Paşa gibi mümtaz şahsiyetler, lüfer avcılığıyla tanınan isimler arasındadır.

"Lüfer Devri" - Bir İncelik Çağı

Asaf Muammer tarafından literatüre kazandırılan "Lüfer Devri" kavramı, o dönemin balıkçılık etkinliklerinin, Lale Devri'ndeki gibi bir incelik ve rafinelikle icra edildiğine işaret etmektedir. Bu dönemde, lüfer meraklıları arasında devlet erkânı da yer almaktaydı.

Örneğin, Abraham Paşa'nın lüfer avı konforunu artırmak amacıyla özel olarak tasarlanmış, üstü camekânlı ve olta sarkıtmak için küpeşteli bir açıklığı bulunan kayığı, dönemin lüfer avcılığına verilen önemi göstermektedir. Geceleri kandil veya lüks lambası ışığında yapılan olta avları, Boğaziçi'nin karakteristik manzaralarından birini oluşturmaktaydı.

Hatta bazı meraklıların tuttukları lüferleri taze taze tüketmek amacıyla sandallarında mangal dahi bulundurdukları bilinmektedir.

Günümüzde Boğaziçi Lüferi

Günümüzde Boğaziçi Lüferi, İstanbul'un gastronomik ve kültürel mirasındaki önemli yerini korumaktadır. Bilimsel araştırmalar, Marmara Denizi ve Türk Boğazlar Sistemi'nde yaşayan lüfer popülasyonunun kendine özgü genetik ve morfolojik özelliklere sahip olduğunu ve bu nedenle "Boğaziçi Lüferi" olarak adlandırılmasının haklılığını ortaya koymuştur.

Bu benzersiz niteliklerinin tescili amacıyla, Odamız tarafından Boğaziçi Lüferi için coğrafi işaret tescili alınmıştır. Bu tescil, Boğaziçi Lüferi'nin özgünlüğünün korunması, sürdürülebilir balıkçılık uygulamalarının teşvik edilmesi ve gelecek nesillere aktarılmasının güvence altına alınması açısından kritik bir adımdır.

"Lüfer sözünü duyup da bir parça olsun dönüp bakmayacak İstanbullu farz edemem."

- Ahmet Rasim

Bu ifade, bu özel balığın İstanbul'un kimliğiyle ne denli bütünleştiğini de gözler önüne sermektedir.

Boğaziçi Lüferi'nin Coğrafi İşaret Tescili

Boğaziçi Lüferi, İstanbul'un yalnızca zengin mutfak kültürünün değil, aynı zamanda eşsiz coğrafyasının ve tarihsel birikiminin de ayrılmaz bir parçasıdır. Bu değerin korunması, gelecek kuşaklara aktarılması ve uluslararası düzeyde tanınması amacıyla, İstanbul Ticaret Odası (İTO) tarafından yürütülen kapsamlı bir süreç sonucunda coğrafi işaret tescili başarıyla gerçekleştirilmiştir.

Coğrafi İşaret ve Mahreç İşaretinin Önemi

Coğrafi işaretler, bir ürünün belirli bir coğrafi alanla olan benzersiz bağını ve bu coğrafi alanın özelliklerinden kaynaklanan niteliklerini güvence altına alan yasal koruma araçlarıdır. Boğaziçi Lüferi özelinde tescil edilen "Mahreç İşareti" ise, ürünün tüm veya esas özelliklerinin belirlenen coğrafi alandan kaynaklandığını ve üretim, işleme veya diğer işlemlerin tamamının bu alanda gerçekleştiğini ifade eder. Bu tescil, Boğaziçi Lüferi'nin sadece bir balık olmaktan öte, İstanbul Boğazı'nın ekosisteminin kendine özgü dinamikleriyle şekillenen, özgün bir kimliğe sahip olduğunu resmi olarak tescillemiştir.

Boğaziçi Lüferi'nin Tescil Edilme Gerekçeleri

Boğaziçi Lüferi'ni diğer lüfer türlerinden ayıran ve coğrafi işaret tescilini mümkün kılan belirgin nitelikler, bilimsel verilerle desteklenmiştir. Boğaz'ın kendine has su yapısı, güçlü akıntıları, besin zinciri ve mevsimsel döngüsü, burada yetişen lüferin et dokusunda, yağ oranında ve dolayısıyla lezzet profilinde benzersiz farklılıklar ortaya çıkarmaktadır.

Lüferin biyolojik yapısı, İstanbul Boğazı'nın hidrografik özellikleri, su kalitesi ve besin kaynakları arasındaki ilişki detaylıca incelenmiştir. Balıkhane kayıtları, bilimsel makaleler ve uzman gözlemleriyle desteklenen veriler, lüferin benzersiz niteliklerini bilimsel temellere oturtmuştur. Bu aşamada, lüferin yağ oranı ve lezzet profilindeki farklılıklar gibi spesifik özellikler vurgulanmıştır.

Lüferin İstanbul'un kültürel ve sosyal yaşamındaki tarihi önemi detaylı bir şekilde işlenmiştir. Seyahatnamelerden edebiyata, geleneksel mutfak kültüründen günlük yaşama kadar lüferin İstanbul kimliğiyle olan güçlü bağı vurgulanmıştır.

Boğaziçi Lüferi'nin avlanmasında kullanılan geleneksel tekne tipleri, ağ çeşitleri ve avlanma zamanları gibi yöntemler titizlikle belgelenmiştir. Bu, lüferin sadece bir ürün değil, aynı zamanda yüzyıllardır süregelen bir avcılık geleneğinin de parçası olduğunu göstermiştir.

Odamızca, 26.2.2021 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRKPATENT) nezdinde, "Boğaziçi Lüferi" coğrafi işaret başvurusunda bulunulmuştur. Odamız tarafından, Metro Market- İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürlüğü işbirliği ile yürütülen çalışmalar sonucunda “Boğaziçi Lüferi”, 26.02.2021 tarihinden itibaren korunmak üzere 10.01.2024 tarihinde 1520 tescil numarası ile Odamız adına (mahreç işareti) coğrafi işaret tescili almıştır. Tescil işlemi, TÜRKPATENT’in 15.01.2024 tarihli 165 sayılı Coğrafi İşaret ve Geleneksel Ürün Adı Bülteni’nde yayımlanmıştır.

Bu tescil, Boğaziçi Lüferi'nin yalnızca ticari bir unvanı olmanın ötesinde, İstanbul Boğazı'nın eşsiz doğal mirası ile olan ayrılmaz bağını ve bu balığın geleneksel avlanma yöntemleriyle olan kadim ilişkisini yasal güvence altına almıştır. Böylelikle, Boğaziçi Lüferi'nin gelecek nesillere aktarılması ve ulusal ile uluslararası platformlarda hak ettiği değeri bulması için önemli bir adım atılmıştır.